2.YIL DÖNÜMÜNDE 6 ŞUBAT

28/01/2024

 

Aslında bizleri için bu yazıyı okumak da, şahsım için bu yazıyı kaleme almak da çok zor. Kara Şubat geldi çattı. Acılar ilk günkü kadar taze. Yaralar kapanmadı, bu bölgenin insanları bu acılarla yaşamayı öğrenmeye çalışıyor. Çünkü böylesi bir acının tedavisi imkansız, unutmak da mümkün değil. Hayatlar yerle yeksan oldu, tüm düzen bozuldu. İnsanlarımız sevdiklerini kaybetti, anılarını yitirdi. Uzuv kaybı yaşayanlar, yakınlarını kaybedenler, yakınlarını kaybedip de yakınlarının cenazelerine ulaşamayanlar. Acının her türlüsü bu topraklarda mevcut.

 

Öyle bir noktaya geldik ki, acımızı yaşamaya utanır olduk. Öyle kötü senaryolara şahit olduk ki, “ya bizim durumumuz da iyi” der noktaya geldik.

 

Şahsen doğma büyüme Antakyalıyım. 6 Şubat depreminde en fazla zarar gören bölge Antakya oldu. Bilhassa şehir dışından okuyanlar için şunu ayırmak lazım, Hatay 15 ilçenin tümünün ismi. Antakya ise merkez ilçe. Hatay’ın tüm ilçeleri depremden aynı oranda etkilenmedi. Mesela İskenderun’da şehir merkezinde hayat olağan akışında devam ederken Antakya yok oldu. Antakya sonrasında Kırıkhan, Samandağ, Defne de büyük yıkım yaşadı ama hiçbir yıkım Antakya ile boy ölçüşemez.

 

İnsanın yakınlarını sevdiklerini kaybetmesi, bunun yanı sıra evini okulunu iş yerini kaybetmesi, şehrini kaybetmesi, anılarını kaybetmesi çok zor bir duygu. Antakyalılar bunların hepsini yaşadı. Kalanlar bir şekilde hayata tutunmaya çalışıyor. Nasıl mı, biraz anlatayım.

 

Kimileri şehir dışına göç etmek durumunda kaldı. Bilhassa memur kesim için bunu söyleyebilirim. Giden hiçbir insanımıza sitem etme şansımız yok. Maalesef Antakya’da sağlıklı bir yaşam koşulu bulunmuyor.

 

Maddi durumu iyi olmayanlar ve işi icabı şehirde kalmak zorunda olanlar ise şehirde kalmaya devam ediyor. Şehir dışına gidip yapamayanlar var. Bir de çift şehirde yaşayanlar var. Kısacası hayat herkese çok zor Antakya’da.

 

Antakya’da depremin üzerinden 2 yıl geçmesine rağmen hala yıkımlar bitmedi. Şehir toz toprak pislik içinde. Tam bir kaos hakim. Şehirde uzun süre kalan insanların psikolojisinin normal olması mümkün değil.

 

Trafik iş makineleriyle dolu, yollar çukurlarla çamurlarla kaplı. Herkes gergin. Bir kesim duygusal çıkışlar yapıyor “bırakmayacağız” diyor. Tamam bırakmayalım diyelim ama, bu şartlarda yaşam mümkün mü? Ben yetkililere “hamaset yapmayı bırakın, şehri yaşanabilir hale getirin” çağrısında bulunuyorum. İnsan hayata bir kez geliyor. Bu şartlarda yaşamını sürdürmek istemeyen insanlara kimse sitem edemez.

 

Acı gerçekleri konuşmak zorundayız. Usta bulmak imkansız, bir liralık işe on lira fiyat isteniyor. Konut fiyatları coşmuş gitmiş. Trafik kaos, 10 dakikalık yol 45 dakikada gidilebiliyor. Isınma sorun, elektrik sürekli gidip geliyor. İnternet yavaş. Su kesintileri de mevcut. Belki okuyanlar “ya biraz abartı mı” diye sorguluyor olabilir ama samimiyetle ifade ederim ki bu söylediklerim yaşananların çok az bir kısmı.

 

Kısa bir süre sonra hava kirliliğinden ötürü ciddi rahatsızlıkların sayısı artacak. Bu çok net. Zaten yetkililer, hava kirliliği ile ilgili verileri bence bilinçli olarak yurttaşlarla paylaşmıyorlar. Ağır hasarlı binaların yıkımları yapılırken toz kalkmasın diye sulama yapılması gerekir. Ama asla sulama yapılmıyor. Her yer toz kaplı oluveriyor.

 

Deprem sonrası insanların bir kısmı daha kötü bir ruh haline büründü. İnsanlar rant derdinde. Ağır hasarlı olduğu belli olan binalar hile ile orta hasara az hasara dönüştürülüyor. Bunu tartışma konusu yaptığımızda da “zaten ben oturmayacağım kiraya vereceğim” diye cevap veriliyor. Tek dert, arsama daha fazla imar alayım daha büyük inşaat yapayım olmuş.

 

Çamur zemin olan Asi Nehri çevresinde eskisinden daha fazla ve daha yoğun yapılaşma yapılmakta. Binalar büyük, koca koca. Şehir ruhunu kaybetti. Artık şehrin adı Antakya, bizim bildiğimiz Antakya ile alakası kalmadı. Her yer kaçak yapılaşmaya döndü.

 

Antakya’da bu vaziyet içerisinde. Şehir ne zaman kendine gelebilir, kendine geldiğinde nasıl bir süreç oluşacak, bunu zamanla göreceğiz. Tüm ümidimiz, en kısa zamanda sağlıklı bir şehrin oluşması noktasında.

 

 

Bekir Atahan